8 dakika okuma
14/04/2022

Muş'ta Okumak

İstanbul'dan gelen birinin gözünden tamamen yabancı olduğu bir bölge ve şehirde geçirdiği üniversite hayatı ve başından geçen maceralar.

Yaşadığım yerden bin yüz kilometre uzakta okumanın her ne kadar zorlukları, sorunları ve farklılıkları olsa da burada yaşadığım onlarca macera, tanıştığım güzel insanlar, öğretmenlerim ve edindiğim birçok arkadaşım ile bunların hiçbirini düşünecek vakti bulamıyorum bile. Muş'ta geçirdiğim yaklaşık 2 ay içerisinde neler yaşadığımı merak ediyorsanız okumaya devam edin.

Şehir

Kendi deneyimlerimden önce şehri tanıtmak, şehir hakkında bir fikrinizin olmasını istiyorum. Eğer benim deneyimlerimi okumak için geldiyseniz yazının sonraki kısmına atlayabilirsiniz.

Muş'un merkezi yukarıda gördüğünüz resimden oluşuyor. İl, Doğu Anadolu bölgesinde bulunuyor, yüz ölçümü 8.023 km², nüfusu ise 411.117 kişiden oluşuyor. Üniversitesi Muş Alparslan Üniversitesi'nde yaklaşık 11.000 öğrenci bulunuyor. Bu öğrencilerden birisi de benim. Bu yazıda da bu şehrin bu üniversitesindeki ilk deneyimlerimi anlatacağım.

Özetlemek gerekirse İstanbul'dan gelmek ve iki şehir arasındaki farklılıkların göz ardı edilemeyecek kadar büyük olması bazen sorun yaratsa da çoğu zaman bunlardan etkilenmiyorum. Her ne kadar uzaktan gelmiş olsam da İstanbul'da bulunduğum sıralarda da çok sosyal olmadığım, evde oturup size bu blog yazılarını yazmak gibi genelde içinde "bilgisayar ve yazılım" içeren işlerle uğraştığım için İstanbul'un bendeki yeri kısaca oradaki birkaç arkadaşım, olanaklar-imkanlar ve gezecek yerlerin olması. Bunlar dışında beni oraya bağlayan ve "bunsuz yapamam" dediğim pek bir şey yok. Bu yüzden aslında Muş'tayken İstanbul'u aramıyorum diyebilirim. Emin miyim, bu gerçekten böyle mi? Hayır. İstanbul'u özlüyorum fakat Muş'tan da kaçmaya çalışmıyorum. Şimdilik...

Kültür Farkı

Böyle söyleyince şehrin ve insanlarının her şeyi farklı, hiçbir şekilde İstanbul'a benzemeyen bir memleket gelmesin aklınıza, burası hâlâ Türkiye ve iki yerin de kültürü de aynı köklere dayanıyor; aynı dili konuşuyor, aynı inancı taşıyoruz. Tabii İstanbul'daki gibi her köşe başında alkollü mekanlar, her toplum ve kesimden insanlar veya turistler bulunmuyor. Üzülerek söylemek gerekirse bu bölgede kaçınılmaz olan ve özellikle kızlar-kadınlar için abartılmış bir "ahlak" durumu söz konusu benim fikrimce. Nasıl giyindiğiniz, hareketleriniz, konuşmanız, oturuşunuz ve kalkışınız Muş'ta dikkat çekebilir, bunlar benim için bir sorun teşkil etmiyor fakat bu konuda sorun yaşayan birçok uzaktan gelen (benim gibi) tanıdıklarım var. Yine de insanların bir başkasının lafıyla kendi zevklerinden kısmalarını, utanmalarını-çekinmelerini veya bunun kötü bir şey olduğunu düşünmelerini desteklemiyorum, herkes her ne olursa olsun istediği gibi giyinip istediği gibi davranabilmeli ama benim için demesi kolay tabii...

Ulaşım

Biz Erasmus programıyla yurt dışındayken burada okuyan arkadaşlarımın çektikleri en büyük sorun ulaşım idi. Sürekli ulaşım konusunda sıkıntı çektiklerinden, otobüslerin azlığından ve "tıklım tıklım" olmasından bahsediyorlardı. İstanbul'un ulaşımına ve istediğim yere gidebilme rahatlığına alışmış biri olarak burada aslında çok fazla sorun çektiğimi söyleyemem. Doluluk konusunda haklılar, bazen yer olmadığı için bir sonraki hatta bazen iki sonraki otobüsü beklememiz gerekiyor fakat şimdiye kadar otobüs yüzünden derslere geç kaldığım olmadı. Bu konuda çok bir sorunum yok ancak çok daha iyileştirilebilir bir yanı bu Muş'un. Bu konuda yapılan bir çalışma olduğuna dair bir bilgim yok fakat uzun yıllardır böyle olduğunu duyuyorum, yani sanırım böyle devam edecek.

Yemekler

Doğu Anadolu'dan bahsedip yemeklerinden bahsetmemek olur mu? Olmaz. Buna canlı canlı şahit oluyorum bir süredir. Batıda yediğim hiçbir yemeğe benzemiyor, eti hatta mezesi bile alıştığım tatlardan çok farklı.

Masaya sığmayan meze çeşitliliği.

Muş'tan döndüğümde özleyeceğim sayılı şeylerden birisi kesinlikle yemekleri, günümüze göre uygun fiyatları ve yanında getirilen (ücretsiz) meze çeşitliliği, devamında da ikram edilen çay ve tatlılar olacak. İstanbul'da uzun yıllardır kaybolan bu kültürü hâlâ yaşatmakta olan Muş'ta sipariş ettiğiniz yemeğin yanında gelen ek lezzetlerle verdiğiniz paranın hakkını aldığınızı hissediyorsunuz.

Yapılacak Şeyler

Eğer olur da bir gün arkadaşlarınızdan birisi Muş'a gezi düzenleme fikri ortaya atarsa bu planı gerçekleştiremeseniz bile pek bir şey kaybetmeyeceğinizden emin olabilirsiniz. Henüz her yeri görmemiş olsam da merkezde yapılabilecek şeylerin çoğunu yapmış, bilindik her restoranda yemek yemiş, gençlere yönelik tüm mekanlarda bulunmuş birisi olarak, ilk 2 haftadan sonra Muş'ta yapacağınız yeni bir şey bulunmuyor. Eğer sürekli gezmeye, eğlenmeye, içmeye veya takılmaya ihtiyaç duyuyorsanız Muş size göre olmayabilir. Tabii henüz Malazgirt ve Varto gibi diğer ilçelere gitmemiş olsam da burada dikkatimi çeken pek bir şey yok. Biz kendimizi eğlendiriyoruz, bu bize yetiyor, eğer burada güzel bir çevre edinemezseniz buradaki eğitim hayatınız size çok bir şey sunmayacaktır.


Kendi Deneyimim

İşte benimle ilgili olan kısım... Burada neler yaptığım, zamanımı nasıl değerlendirdiğim, aylardır blog yazısı girmememin ve projelerimde aktiflik göstermememin sebepleri, yani beni oyalayan ve aktif tutan şeyler.

Sınıfım ve Sınıf Arkadaşlarım

Doğum günü etkinliği çıkışı arkadaşlarım ve ben.

Okulun göz bebeği İngilizce Öğretmenliği bölümü, okulun farklı şehirlerden en çok öğrenci aldığı bölüm. Benim gibi İstanbul'dan, Kocaeli'den, Balıkesir'den gelen birçok arkadaşımla beraber tamamen karma bir sınıfa sahibiz. Sınıfta sadece bir tane Muş'lu olduğunu da belirteyim, toplamda 36 kişiyiz. Arkadaşlarımın hepsi de oldukça eğlenceli, düşünceli ve iyi insanlar, bu yüzden sınıfımdan memnunum, özellikle Erasmus'dayken tanıştığım, bloguma yazdığım yazılardaki fotoğraflarda da yer edinen en yakın arkadaşlarımla da aynı sınıfta olmak ayrı bir güzel.

Öğretmenlerim

Birkaç öğretmenim ve arkadaşlarım.

İkinci sınıf olmama rağmen henüz okuldaki ikinci ayımı tamamlamamış ve sınıf arkadaşlarımla, öğretmenlerimle yeni yüzyüze tanışmış bulunuyorum. İlk yılımı uzaktan eğitimde bitirmiş, ikinci yılımın ilk döneminde ise Erasmus programı ile yurt dışında geçirmiş olduğum için henüz yeniyim buralarda. Fakat yüzyüze tanışmadan bile sevdiğim, saydığım, blogumdaki yazılarda da bahsettiğim ve özellikle Erasmus dönemimde hep yanımda oldukları için minnettarlık duyduğum birçok öğretmenim var burada. Hepsini birbirinden çok seviyor ve yaptıkları işi takdir ediyor, bize harcadıkları emeklerinden dolayı minnettarlık duyuyorum.

Konaklamamız ve Çetemiz

Konaklama işinde şansın da yüzümüze gülmesiyle yukarıda bahsettiğim en yakın arkadaşlarımla aynı odada kalma gibi bir şansla başladı Muş maceram. Ayrılmaz üçlü olarak bilinen bu ufak "çetemiz", okulda neredeyse her projeye, her seminere koşturan, projelerde öğretmenlere yardımcı olan, diğer birkaç arkadaşlarımızla beraber İngilizceye yönelik eğitimler veren, oyunlar oynatan, kulüp çalışmaları yapan bir ekibe sahibiz. Biri kameraman, biri yazılımcı, biri halkla ilişkiler uzmanı, biri lider ve diğerleri de bu gibi alanlarda iyi işler çıkaran harika bir ekibiz. Burada yapamayacağımız şey yok; çünkü küçük bir yer, ve gelişmeye çok açık, bildiğimiz basit şeyler bile burada altın değeri görüyor denebilir.

"Madem Bir Süre Buradayım, Kendime Çeki Düzen Vereyim"

Her şey bu düşünceyle başladı... İstanbul'da yerleşik bir hayat sürmediğim, sürekli başka bir yerde olduğumdan ve eğitim hayatımın da beni sürüklediği (Erasmus gibi) durumlardan dolayı asla başlayamadığım fitness, bir türlü odaklanamadığım fakat aklımda kurduğum proje fikirleri, özel ders verme gibi işleri sonunda burada gerçekleştirebiliyorum.

Haftamın üç-dört günü spora gitmekle geçiyor, bu sayede biraz kilo almayı umuyorum, artık bunu yapmamın zamanı gelmişti. Referanslar aracılığıyla haftanın bazı günleri özel dersler veriyor, topluluğumuzla düzenlediğimiz etkinliklerde insanlara İngilizceye yönelik oyunlar oynatıyor ve onları geliştirmeye çalışıyorum.

Bas!!

Bunlar ve derslerin, ödevlerin, vize ve finallerin getirdiği sorumluluklarla da aslında haftamızın neredeyse her günü dolu dolu geçiyor. Bunlara ek olarak da öğretmenlerimizle beraber ortak bir projede beraber çalışıyoruz, o da haftanın ortalama 5 gününü bizim için dolduruyor. Yani inanılmaz yoğun bir programa sahibiz. Ramazan, oruç, yemek programları, mangallar, geziler de bunların cabası.

Etkinliklerimiz

Kayağa gittiğimiz günden bir fotoğraf.

Arkadaşlarımla okul dışında da birçok şey yapıyoruz. Zaten odadaki çetenin ayrı yaptığı iş sayısı çok az, dışarı çıktığımızda da grubumuzun diğer üyelerini davet ediyor ve eğleniyoruz. Bowlinge gidiyor, kayak yapıyor, yürüyor, seminerlere katılıyor, kafelerde oturuyor, bol bol okey oynuyor, çay içiyor, doğum günleri kutluyor ve beraber yemek yiyoruz. Boş olduğumuz her gün dışarıda bir şeyler yapıyor oluyoruz.

Kulüp Etkinlikleri

İngilizce kulübümüzü yürüttüğümüz ekip.

Instagram'dan beni takip edenler, henüz iki ay olmamasına rağmen profilimdeki "Muş 🌹" öne çıkarılan albümünün doluluğunun farkına varmış olabilir, bunların yaklaşık çeyreği Muş'taki Gençlik Merkezin'de düzenlediğimiz İngilizceye yönelik eğitim programları. Bu programlarda katılımcıların İngilizce konuşma becerilerini arttırmalarını ve Muş'un onlara sunmadığı İngilizce konuşma ortamını onlara sunmaya çalışıyoruz. Haftada iki saat bununla uğraşıyor, bu etkinliğin olmadığı günlerde de genelde etkinliği planlamakla uğraşıyoruz. İnanın, oldukça yorucu oluyor bu işler.

Akın Akın Ünlüler

Solo Türk gösteri pilotları.

Muş'a daha ayağımı dahi basmadan uçakta yanımda oturan Sermiyan Midyat ile tanışmam, ilk ay içerisinde şehre konser vermeye gelen Ahmet Şafak, Emir Can İğrek, yakında gelecek olan Cem Adrian ve geçtiğimiz haftalarda gelip üniversitemizde söyleşi, devamında da gösteri yapan Türk Yıldızları ve Solo Türk ekibi... İnanması zor olsa da buraya geldikten sonra hayatımda görmüş olduğum ünlü sayısı iki katına çıktı 😅.

Kış

Beş dakika yemekhane sırası bekledikten sonra...
Kar altında yok olmuş bir araç.

İlk dönem burada olmadığım için henüz Muş'un kışını, -30°C havalarını deneyimlememiş olsam bile Şubat ayının başlarında binaların oluklarından sarkan sarkıtlar, yerde kaldırımları ve yolları kapatan bir metreye kadar kar, durmadan çalışan kar küreme araçları, sarkıtlardan dolayı bina kenarlarından yürüyememe sorunsalı ve bunun yerine otoyolu tercih etme çaresizliği, bozuk astfaltlarda oluşan çukurlarda biriken suların araçlar tarafından üstümüze sıçratılması, beklenmedik hava koşulları gibi birçok sorunu şimdiden deneyimledim... Bir gün yaz havasıyken, ertesi gün kar yağıp soğuk bir hâl alabiliyor. Buraya gelme fikriniz varsa özellikle kış aylarında sıkı giyinmeniz gerektiğini unutmayın.


Sonuç olarak, bölümümü, öğretmenlerimi, arkadaşlarımı ve ortamımı seviyorum, bu ve bundan daha özel nedenler (💜) de Muş'u sevmemi sağlıyor. Henüz başaramadığımız, yapmayı planladığımız, katılmayı istediğimiz projeler, kulüpler ve işler de bulunuyor, daha yolumuz uzun, fakat objektif olarak baktığımızda yapacak bir şey yok gibi gözükse de eğer iyi bir çevreye sahipseniz, veya sahip olacağınıza inanıyorsanız burada yapabileceğiniz şeylerin sınırı yok. Hiç boş günümüzün olmadığı Muş'u seviyorum, umarım yakın zamanda bu fikrim değişmez ve eğitimimi iyi sonuçlarla tamamlayabilirim.

Sonraki Gönderi

Daha Yeni Bir Gönderi Yok

Yazıyı paylaş