19 dakika okuma
13/12/2021

10 Gün, 4 Ülke: Hangi Balkan Ülkesi Daha İyi?

Geçen hafta çıktığımız Balkan turunda ziyaret ettiğimiz Arnavutluk, Karadağ, Kosova ve Makedonya'da yaşadığımız maceraları anlatıyor ve bunları birbiriyle karşılaştırıyorum.

Makedonya'ya Erasmus için geldiğimizden beri, burada tanıştığım arkadaşlarımla aklımda olan, vizesiz gidebileceğimiz ülkeleri gezme fikrini sonunda bu hafta gerçekleştirdik. Gezimiz Makedonya'ya ve birbirine sınırı olan 3 ülkeyi kapsadı, bunlar sırasıyla Arnavutluk, Karadağ ve Kosova oldu. Bu yazıda sizlere Makedonya'yı da dahil ederek bu ülkelerde geçirdiğimiz günleri ve gezdiğimiz yerleri anlatacağım.

Bu ülkelere vizesiz girebilme izni 90 gün ile sınırlıdır, fakat eğer bizim gibi turistik amaçlarlra geliyorsanız, bu süreden daha fazlasına ihtiyacınız olmayacaktır. Kısacası isterseniz her ülkede 90'ar gün kalabilir ve keyfini çıkarabilirsiniz.

Hazırlık

İlk rotamız Arnavutluk. Bu planda Makedonya'da tanıştığımız ve samimi olduğumuz tüm Erasmus grubumuz var. Sadece Türklerin olduğu, ve Türkler dışında birkaç yabancının da bulunduğu 2 grubumuz var. Arnavutluk planınında da bu yabancı arkadaşlarımızda vardı, toplamda 9 kişiydik. Bu sayı Arnavutluk gezisi sonrasında bizden ayrılan yabancı arkadaşlarımız sonrasında 5'e düşecekti.

Bazılarımız sırt çantaları, bazılarımız ise ufak boy valizleri ile geziye katıldı. Geziye başlamadan önce Tiran, Arnavutluk'un başkentinde 3 gecelik konaklayacak bir hostel ayarladık. Bunu Booking.com üzerinden yaptığımız için oraya varmadan herhangi bir para ödememiz gerekmedi, toplamda 3 oda, 3 gece ve 9 kişi için bu hostel bize kişi başı 2000 Lek'e (17 €) geldi.

Tamamen doğaçlama ilerliyorduk, çünkü ilk defa böyle bir geziye çıkıyor, para birimi farklı olan ülkelere seyehat ediyor ve ne kadar harcayacağımızı bilmiyorduk. Planda 4 ülke gezmek vardı fakat gidişata göre bazı ülkeleri eleyebilirdik.

🇦🇱 Arnavutluk

Para Birimi: Lek - Başkent: Tiran - Dil: Arnavutça

Başkente vardıktan sonra ilk işimiz bizim kartlarımızdan işlem ücreti kesmeyecek bir banka bulmaktı. Neredeyse bir saat süren yürüme ve arayış sonrasında herkes üzerinde nakit bulunması için işlem ücreti ödeyerek herhangi bir bankadan para çekti. İşlem ücretleri çektiğimiz paranın 1/4'ü veya daha fazlası bile olabiliyordu. Böyle bir zarara girmemek için işlem ücreti almayan bir banka bulmamız şarttı fakat ilk günün gece yarısına kadar bir banka bulmamız mümkün olmadı. Daha sonra son kez şansımızı deneyerek Credins Bank'i keşfettik. Türkiye kartlarımız ve yabancı arkadaşlarımızın kartları da dahil olmak üzere hiçbirimizden işlem ücreti veya herhangi bir kesinti yapmıyordu. Yani işlem başarılıydı.

İlk geceyi bize önerilen Artigiano adlı pizzasıyla ünlü bir İtalyan restoranında karnımızı doyurmakla geçirdik. Menüsü oldukça geniş ve mutfağı leziz bir restorandı. Birçok yerel lezzet deneme şansını yakaladık.

🚠 Teleferik

İkinci gün ise planımız şehrin biraz içerisinde bulunan Dajti Ekspres teleferiğine binmekle geçirecektik. Teleferiğe ulaşmak için İskender Bey Meydanı'ndan mavi otobüslere bindik ve ülkenin para birimi olan Lek ile 40 Lek kadar ödeme yaptık. Otobüs yolculuğu yaklaşık 30 dakika kadar sürdükten sonra Arnavutçası da Teleferik olan teleferik durağına geldik. Otobüs şoförü ve içerideki insanların da yardımıyla bizi teleferiğin olduğu tepeye çıkaracak olan servis aracına bindik. Bu araç ücretsizdi ve bizi teleferiğin oraya kadar götürdü.

Teleferiğin fiyatı, gidiş dönüş olmak üzere kişi başı 1000 Lek tuttu, bu da yaklaşık 8.5 € yapıyor. Herkes biletini aldıktan sonra teleferiğe bindik ve yaklaşık 20 dakika süren, beklentilerimizi fazlasıyla aşan ve hiç beklemediğimiz kadar uzun bir yolculuğun ardından bulutların arasındaki bir dağa kadar çıktık. Burada ne olabileceği ile ilgili herhangi bir fikrimiz yoktu, sadece teleferiğe biner ve geri döneriz diye düşünüyorduk fakat Dajti Ekspres yukarıya bir tesis kurmuştu. Burada bir otel, restoranlar, paten sürme alanı, mini golf sahası, seyir terası, at biniş alanı, dağ yürüyüşü yapma alanı ve birçok diğer aktivite bulunuyordu. Daha önce hiç ata binmediğim için bunu da burada gerçekleştirmek isteyerek 500 Lek'de kısa bir at sürüşüne verdim. Devamında da ralli aracına benzeyen ufak araçlarla da çok kısa da olsa eğlenceli bir sürüş yaptım. Bu da 500 Lek'e mâl oldu fakat yapmak istediğim 2, hatta teleferikle beraber 3 şeyi sonunda yapmış oldum.

🕊 Sığınaklar

Eğer Arnavutluk hakkında herhangi bir araştırma yaparsanız, Arnavutluktaki sığınakların adını mutlaka duyacaksanız. Arnavutluk'ta kilometrekare başına 5.7 adet sığınak düşüyor (Vikipedi). Ülkede 1967 yılından 1986 yılına kadar inşa edilmiş toplamda 173,371 adet sığınak bulunuyor. Her ne kadar bunların birçoğu günümüzde kullanılmıyor olsa bile birkaç sığınak vatandaşların ve turistlerin tarihini tanıtmak için müzeye dönüştürülmüş ve misafir kabul ediyor. Bizim de teleferik dönüşü devam planımız bu sığınaklardan birini gezmekti.

BunkArt 1 girişi

Teleferik çıkışından 10 dakikalık yürüme mesafesinde bulunan BunkArt 1 Tiran'da bulunan en büyük ve detaylı sığınaklardan birisi. Bu sığınakta yaklaşık 2 buçuk saat gezdik ve gördüğümüz şeylere hayran kaldık. Komutanların odalarından, operasyon odalarına, gaz simülasyonundan, İkinci Dünya Savaşını anlatan (CoD, Battlefield) gibi oyunların yazılı olduğu aynalı bir odaya kadar birçok ilginç ve ürpertici odalar bulunuyordu. Eğer Arnavutluk'a gittiyseniz, inanılmaz detaylı olan bu sığınaklardan birine mutlaka gitmenizi tavsiye ederim.

Ertesi gün de şehir merkezinde bulunan, daha küçük versiyonu olan BunkArt 2'yi ziyaret ettik. Diğerine göre çok daha küçük olsa da oldukça etkileyici odalara ve ayrıntılara sahip bir sığınaktı bu da. Bir sığınağa 500 Lek verdik fakat eğer ilk sığınağa girerken her iki sığınağa girmek için bilet alırsanız ikinci biletle beraber toplamda 800 Lek ödüyorsunuz, biz de böyle yaptık, üstelik ikinci bileti istediğiniz zaman kullanabiliyorsunuz, biz ertesi gün kullandık. Böylece 800 Lek'e her iki sığınağı da ziyaret etmiş olduk.

Tiran Şehir Merkezi

Yılbaşı döneminde gittiğimiz için Tiran'a girer girmez karşımıza yılbaşı süsleri, sokak aydınlatmaları, çam ağaçları ve birçok ışık saçan binalarla karşılaştık. İskenderbey adı verilen meydana devasa bir yılbaşı ağacı dikilmiş, etrafına da lunapark kurulmuştu. Aynı zamanda burada kültür müzesinden, eski bir polis evine ve opera binasına kadar birçok tarihi yerler de bulunuyordu. Biz son günümüzde buraları da gezdik fakat yılbaşı ağacının altında ve lunaparkta geçirdiğimiz eğlenceli dakikalar pahabiçilemezdi.

Arnavutluk maceramız aşağı yukarı böyleydi. Kesinlikle Balkanlardaki en sevdiğimiz şehirlerden biri olacak ve hiçbirimizin unutmayacağı günler geçirdiği bir yer oldu bizim için. Başka bir zaman tekrar gelip Arnavutluk'un diğer şehirlerini de gezmek dileğiyle...

🇲🇪 Karadağ

Para Birimi: Euro - Başkent: Podgorica - Dil: Karadağca

Karadağ, yabancı arkadaşlarımızın birçoğuyla yolumuzu ayırdığımız, doğal güzellikleriyle ünlü, ufak bir ülke. Burada da başkentte bir apartman bulduk. Bu apartman, Tiran'da kaldığımız hostel'e göre cennet gibiydi. Mutfağı, banyosu, televizyonu, iki adet yatak odası ve toplamda 6 kişiyi alabilecek kapasiteye sahipti. Eve yerleşir yerleşmez burada geçireceğimiz 3 geceyi planlamaya başladık.

Arnavutluk'ta yaptığımız gibi benim yine aklımda işlem ücreti kesmeyen bir banka bulmaktı. Bunun için öncesinden bir araştırma yaptım, ne de olsa şimdiden bir ülke gezmiş ve biraz deneyim edinmiştik, bu ülke için kesinlikle daha iyi hazırlanmıştık. Araştırmalarımın sonucunda, garip bir şekilde, Karadağ'daki hiçbir bankanın bir kesinti yapmadığı bilgisine ulaştım. Nedenini bilmiyorum fakat bu doğruydu. Hangi bankaya gidersek gidelim, herhangi bir kesinti yapmıyordu. Eğer kullandığınız banka sizden yurtdışında para çekmeniz durumunda kesinti yapıyorsa, bu durum sizin bankanızla alakalıydı. Ben bu gezide Ziraat Bankası kartımı kullandım ve hiçbir ülkede herhangi bir kesinti yapmadı.

Daha ilginç bir hikaye ise, Karadağ'ın Avrupa Birliği'nde olmamasına rağmen para birimi olarak Euro kullanmasıydı. Bu demek oluyor ki, bu ülke Euro basmıyor, Avrupa Birliği ile bir anlaşması bulunmaması rağmen böyle bir şey yapabiliyordu. Anlaşılan buna göz yumuluyordu fakat gezimizin amacı bunu sorgulamak olmadığı için bu bilgiyi kenara atıp devam ettik.

Podgorica Şehir Merkezi

Karadağ, kesinlikle başkenti veya şehir merkezleri ile ünlü bir ülke değil. Tam aksine, köyleri, tarihi yerleri, doğal güzellikleri, dağları ve deniziyle meşhur. Coğrafi konum olarak Adriyatik Denizi'ne kıyısı olan bu ülkede Podgorica gibi bir yerde kalmak her ne kadar mantıklı olmasa da biz doğaçlama ilerlediğimiz için böyle bir karar almıştık.

İlk gün Podgorica'nın şehir merkezine inip yemek yiyebileceğimiz bir yer bulmaktı. Ülke, para birimi olarak Euro kullandığı ve bu sıralar TL'nin Euro karşısındaki sorunları yüzünden hepimiz endişe içerisindeydik. Gezimiz sırasında gözümüze çarpan kıyafet ve ikinci el mağazalarında 100 € ve hatta daha yüksek rakamlarda bile basit bir kıyafet bulunabiliyordu. Anlaşılan bu ülkeden alışveriş yapamayacaktık, ama şuanki sorunumuz o değildi. Yemek bulmak, domuz eti olmayan ve bize uygun bir yiyecek bulmak her zaman ufak da olsa sorun olmuştu. Sokak lezzetlerini denemek istediğimizde neredeyse tüm seçeneklerde domuz eti bulunuyordu ve bu yememizi engelliyordu. Arayışımıza devam ederken yağan yağmurun da etkisiyle önümüze ilk çıkan, oldukça hoş görünen restorana girdik. Burada bir çorba ve burger yedim, toplamda yiyeceğe 10 € verdim ve şehrin devamını gezmeye başladık.

Podgorica'da gerçekten gezecek çok bir yer yoktu. Tek yaptığımız yoldan geldiğimiz günü değerlendirmek ve geceyi boş geçirmemekti. Şehir merkezine giderken görülecek bir Saat Kulesi vardı, onu zaten görmüştük. Yemeğimizin ardından apartmanımıza geri döndük ve ertesi günün planını yaptık...

Gezi Rotası

Podgorica'da gezilmesi gereken yerleri araştırırken Free Walking Tour başlığı altında ücretsiz yürüyüş sağlayan bir gruba rastladık. Daha sonrasında bunun neredeyse her ülkede, her şehirde olduğunu öğrendim, İstanbul'da ve Türkiye'nin birçok şehrinde bile varmış. Bu geziye katılmak istedik fakat sabah çıkan işlerimiz dolayısıyla 10:00'da olan geziyi kaçırdık. Biz de gezinin rotasına bakarak kendimiz bu rotaları keşfetmeye karar verdik. İzlediğimiz rota şu şekilde oldu:

The Clock Tower > Osmanagica Mosque > Skaline > St. George Church > Millenium Bridge > Vladimir Vysotsky Monument > Cathedral of the Resurrection of Christ > Roman Square

Her ne kadar ücretsiz tura katılamamış olsak ta, gezebildiğimiz tüm durakları gezme şansı elde ettik ve son durak olan Roman Square'in birkaç kilometre ilerisinde olan City Mall'a giderek mağazaları inceledik ve bir şeyler atıştırdık.

Cathedral of the Resurrection of Christ

Bu rotada favorim olan kısımlar Skaline, nehrin yanında bulunan eski merdivenler ve Cathedral of the Resurrection of Christ katedrali oldu. Bu her iki mekan birbirinden büyüleyici ve güzeldi. Katedral çok büyük, içinde ise onlarca inanılmaz çizim vardı. Hepimiz hayran kaldık.

Skaline, eski merdivenler

🏰 Kotor

Gezimizde gördüğümüz en güzel tarihi yerlerden birisi olan Kotor şehri, Podgorica'dan yaklaşık 2 buçuk saatlik otobüs mesafesinde. Otobüs biletleri de tek yön olarak 7.5 €'ya geliyordu. Kotor, Karadağ'ı ziyaret eden her turistin gitmesi gereken bir şehir olarak görülüyor. Karadağ'da Kotor dışında birçok doğal güzellikle iç içe olan yerler de var, örneğin, bizim gidemediğimiz ama sonraki seferimizde mutlaka gideceğimiz Budva şehrinin denize kıyısı var. Kotor'un ise denize bağlanan bir koyu. Kotor'daki esnafa sorduğumuzda Kotor'un Budva'dan çok daha güzel olduğunu söyleselerde Kotor'a giderken geçtiğimiz Budva şehrine neredeyse ağzımız açık şekilde baktık, oraya da gitmek istedik fakat zaman kısıtlı olduğu için gidemedik.

Kotor'da da ücretsiz yürüyüş turuna katılmak istedik fakat tur görevlisine mesaj attığımda bizim gideceğimiz gün turun olmadığını belirtti. Tamamen doğaçlama bir şekilde gezmemiz gerekecekti. Nereleri gezebileceğimizi sorduğumda zaten gidecek olduğumuz Kotor Old Town yani Kotor Tarihi Şehrini gezmemiz gerektiğini söyledi. Burada tırmanması 30-45 dakika arası değişen San Giovanni kalesi bulunuyor. İlk olarak tarihi şehri biraz gezip hediyelik eşya aldıktan sonra yanlışlıkla bulduğumuz kale tırmanış merdivenlerini bulduk. Bizi başka bir yere götürdüğünü düşünerek tırmanmaya devam ederken merdivenlerin sonunun gelmediğini fark edince daha sonra tırmanmayı planladığımız kaleye tırmandığımızı fark ettik. Bu bir sorun değildi, tırmanmak eğlenceliydi ve her molada Kotor'un inanılmaz manzarasına hayran kalıyorduk.

Kalenin tepesinden Kotor manzarası

Kalenin en üstündeki manzara inanılmazdı. Bizim dışımızda da tırmanan ve tepede manzaranın tadını çıkaran birçok insan vardı. Onlar gibi biz de biraz soluklanmak için oturduk. Yol üstünde gördüğümüz tüm harabeleri, uçurumları ve duvarları inceleyerek geldik, bu yüzden biraz uzun sürdü tırmanması, ama her birimiz bu deneyimi çok beğendik.

Kaleden inmek, tırmanmak kadar uzun sürmedi elbette. İndikten sonra ise tarihi şehirde gezmediğimiz yerleri gezmeye devam ettik. Burada da oldukça ilginç mekanlar vardı. Birçok hediyelik eşyacı, birkaç tane kilise, oteller, müzeler, restoranlar ve barlar.

Zaten bunların hepsini yaptıktan sonra gün bitmeye yaklaşmıştı. Akşam yemeği yiyip Kotor'a veda ettik ve otobüs istasyonuna giderek Podgorica'ya geri döndük. Otele yerleşip ertesi günün planını yapmaya başladık. Hepimiz Kosova'ya gitme kararı aldık. Aynı gece Kosova'da bir hostel bulduk ve rezervasyonumuzu yaptırdık. Yalnız tek sorun, Karadağ ve Kosova arası 8 saat olmasıydı. Podgorica'dan kalkan tek otobüs, Kosova, Priştina'da gece yarısı 1'de olacaktı. Bunu hostel'e bildirdikten sonra bir sorun olmayacağını söyledi.

🇽🇰 Kosova

Para Birimi: Euro - Başkent: Priştina - Dil: Arnavutça, Sırpça

Kosova'da aslında yapacak hiçbir şeyimiz yoktu. Bağımsızlığını daha çok yeni kazanmış, gelişmekte olan bir ülkeydi. Birkaç arkadaşımızın tavsiyesi ve alışverişin burada daha ucuz tutacağını düşündüğümüz için gitmek, görmek istedik.

Kosova'ya ulaştığımızda saat 01:30 olmuştu. Taksi tutmak istedik, bu saatte bile yoldan sıkça taksi geçiyordu. Otobüs terminalinin içerisinde bulunan taksilerden biri 3 kilometrelik yola 10 € dedikten ve 5 kişi olduğumuz için 2 taksi kullanmamız gerektiğini söylediği için o yolu yürümeye karar verdik. Ancak saat çok geç olduğu için ilerleyen saatlerde bir grup taksi tutmak durumunda kaldı. Biraz ilerledikten sonra anayoldan bir Blue Taxi çevirdik. Oldukça geniş, büyük ve şık bir taksiydi, üstelik taksimetre kullanıyorlardı. Diğer arkadaşlar taksiyle giderken ben ve diğer arkadaşım yürümek ve keşif yapma kararı aldık.

Diğerleri hostel'e ulaştıktan yaklaşık 15 dakika sonra da biz ulaştık. Gelirken geçtiğimiz yollarda LC Waikiki, Koton, Burger King ve yılbaşı temalı süslenmiş bir meydan gördük. Saat iyice geç olduğu için yatmamız gerekiyordu. Kaldığımız hostel City Park Apartments & Hostel adında bir hosteldi ve apartmanlar temiz, geniş ve moderndi. Gezimizde kaldığımız tüm apartmanlardan daha iyiydi burası.

Ertesi Gün

Ufak bir araştırma sonrasında burada da bedava yürüyüş turlarının olduğunu keşfettik. Gittiğimiz her ülkede bir şekilde kaçırmış olsak da burada gitmek istedik. Bu seferki yürüyüş sabah 11:00'de idi ve uyanıp, bir fırından börek türü şeylerle kahvaltı edip buluşma noktası olan Ulusal Tiyatro'nun orada buluştuk. Karşımızda, daha önce otobüste tanıştığımız Arjantinli bir çift ve rehberimiz çıktı.

Tur başladıktan sonra rehberimiz tiyatro ve hemen arkasında bulunan İskenderbey Heykeli hakkında bilgiler vermeye başladı. Devamında camilerle dolu bir yerden pazara girecek ve oradan da bir ailenin eskiden inşaa ettiği evlerin olduğu Etnografik Müzesi'ne gidecektik. Priştina çok büyük bir şehir olmadığından tur pek uzun sürmeyecekti fakat rehberimizin eğlenceli sunumu ve verdiği bilgiler ile tur yaklaşık 2 saat kadar sürdü. Müzenin sonrasında da New Born adı verilen bir meydana, devamında da Mother Teresa Cathedral adlı katedrale gittik.

Tatlı, Kahve ve Serbest Gezi

Tur bittikten sonra bir bankadan para çekip waffle yemeye ve ünlü olduğu Macchiato'sunu denemek için bir kahve dükkanına oturduk. Oturduğumuz yerin adı Gusto idi ve tatlı tasarımı ile bizi cezbetmişti. Kosovanın insanı ile ilk defa burada gündelik bir iletişim kuracaktık. Siparişimizi almaya gelen garsonun Türk olduğumuzu anladıktan sonra "Hoş geldiniz" demesi ve her sipariş verdiğimizde karşılık olarak bildiği birkaç Türkçe kelimeden birini söylemesi oldukça tatlı ve eğlenceliydi. Tatlımızı ve kahvemizi severek yiyip içmeye devam ettik.

Waffle @ Gusto, Priştina

Tatlıdan sonra biraz daha oturduk, yapacak bir şeyimiz yoktu, tur ile birçok yer gezmiş ve diğer arkadaşlarımız biz otururken birçok mağazayı gezmişti. Tatlıcıda birkaç saat daha oturduktan sonra 1 €'su kahve olmak üzere toplamda 3.5 € vererek dükkandan çıktık. Yerel bir yemeğinin olmadığını bildiğimiz için Burger King'de bir şeyler yiyerek devam ettik.

Akşamın ilerleyen saatlerinde yılbaşı temalı süslenmiş olan meydanın tatlılığı içinde yürümeye başladık. Şehir çok canlı, her yerde genç ve çocuklar bulunuyordu. Pozitif enerjiyi iliklerinize kadar hissedebiliyordunuz. Sokakta insanlar gülüşüyor, çocuklar keman çalıyor, gençler eğleniyor, noel baba kıyafeti giymiş insanlar dolaşıyor, kameramanlar röportaj yapıyor ve yeni kurulan sahneden müzik sesleri yükseliyordu. Her şey mükemmeldi. Cuma gününü yakalamamız ve haftasonuna girişin sebep olduğu kalabalık inanılmazdı. Bu kadar yeni bir devletin bu kadar canlı olması bizi şaşırtmıştı, ama buna bayılmıştık.

Ben ve Türkiye'deki okulumdan gelen Erasmus arkadaşım

Gece yarısına, hatta gece yarısından sonrasına kadar dışarıda dolaştıktan sonra apartmanımıza döndük. Biraz muhabbet edip uyuduk ve ertesi günü bekledik.

Son Gün

Priştina'daki son günümüzde 14:00'da Makedonya'ya olan otobüsümüzü yakalama planı vardı. Henüz hediyelik eşya almayanlar için mağaza gezisi yapmamız gerektiği için 15:00'da olan otobüse bilet aldık. Sabah kahvaltımızı da hostelimizin yakınlarında olan Mama Mantia adlı fırında yaptık. Buraya rastgele gelmiş ve yağmur altında fazla kalmak istemeyip biran önce yiyip gitmek istemiştik fakat işyerinde bir yetkili Türk çıktı ve bize Kosova yöresinin bir türünü en iyisini kendilerinin yaptığını söyledi. Biz de tamam dedik, kendisinin önerisiyle masayı bizim için donatmasını bekledik. Üstelik uzun zamandır görmediğimiz inceliği göstererek istediğimiz tatlıyı her birimize ikram etti.

Yemek ve tatlılar oldukça güzeldi, hepimiz tıka basa doymuştuk. Bundan sonraki işimiz otobüs terminaline gitmekti. Hostel sahibine anahtarlarımızı teslim ederken bizlere taksi çağırmasını istedik. Çok nazik ve güleryüzlü kişilerdi, bize hemen bir taksi çağırdı ve çantalarımıza yardım etti. Taksiye binip otobüs terminaline vardık ve Makedonya'nın yolunu tuttuk...

🇲🇰 Makedonya

Para Birimi: Makedon Dinarı - Başkent: Üsküp - Dil: Makedonca

Aslında Balkan gezimizde olmayan, fakat Erasmus'u burada yaptığımız için bu listeye koyabileceğimi düşündüğüm, yaklaşık 3 aydır içinde bulunduğum ve birçok yerini gezip deneyimlediğim ülke.

Balkan gezimiz bittikten sonra kaldığımız şehir olan İştip'e geri döndük, fakat Makedonya hikayesinin İştip ile herhangi bir bağı yok, çünkü İştip'te neredeyse yapacak hiçbir şey yok. Ben bu yazının devamında Makedonya'da daha önce gittiğimiz ve yaptığımız şeyleri anlatacağım.

🏢 Üsküp

Makedonya'ya ilk geldiğimde 2 gece konakladığım bu başkent aynı zamanda "heykeller kenti" olarak da biliniyor diye duydum. Kafanızı nereye çevirirseniz çevirin, gerçekten onlarca heykele rastlıyorsunuz. Hepsinin birer hikayesi, bir anısı var. Şehir olarak güzel, büyük, kalabalık ve Avrupai tarzda sokakları, binaları ve işletmelerine sahip bir şehir.

Başkentte yine Türklerin çoğunluk olduğu, Türk Pazarı olarak da bilenen tarihi bir pazar bulunuyor. Burada Türkiye'deki tarihi pazarlarda görebileceğiniz her şeyi bulabiliyorsunuz. Çiğköfteci, kuyumcular, serpme kahvaltı veren Türk restoranları da bu seçeneklere dahil. Burası dışında şehirde birçok müze, ünlü nehri Vardar'ın üstünden geçtiğiniz heykelli köprüleri ve daha birçok şeye sahip.

Üsküp meydanı

Aynı zamanda başkentte Matka adında bir kanyon da bulunuyor fakat derslerimin ve zamanımın uymaması yüzünden buraya henüz gitme fırsatı bulamadım, yine de giden arkadaşlarımın kesinlikle tavsiye ettiğini biliyorum. Olur da bir gün gelme şansınız olursa, havaların düzgün olduğu bir günde Matka kanyonuna da gitmeyi esirgemeyin. Burada kano yapabilir ve tekne turlarına katılabilirsiniz.

Balkanlarda gezdiğim ülkeler arasında Tiran'dan sonra en etkileyici ve büyük başkente sahip olan Makedonya'da Üsküp'te yapabileceğiniz şeyler kısıtlı olmasa da doğal güzellik açısından bu şehir sizlere fazla bir şey sunmuyor. Burada da ülkenin Ohri şehri devreye giriyor.

🛶 Ohri

Makedonya'nın en güzel şehri. Hiç değilse ben böyle düşünüyorum. Türkiye'de olsa belki normal geleceğinden çok sık gitmeyeceğimiz bu şehirde bulunan gölün büyüklüğü, uzaktan bakan biri için deniz gibi bile gözükebiliyor ve Türkiye'nin güzelliğini andırdığı için daha da güzel duygular uyandırıyor içimizde.

Ohri'ye geldiğimizde de 6 kişiydik, yine Booking.com üzerinden bir apartman bulmuş ve yerleşmiştik. İştip şehrinde kaldığımız için buraya otobüsle gitmemiz gerekiyordu fakat otobüs yolculuğu 6 saat kadar sürebileceği için taksi tutmak istedik. Taksilere soruştura soruştura bulduğumuz Türkçe konuşan bir taksici ile pazarlık yapıp uygun fiyata bizi götürmesi konusunda anlaştık. Bizi evlerimizden aldı ve 4 saat içerisinde Ohri'ye, apartmanımızın önüne kadar bıraktı.

Bulduğumuz apartmanın göle harika bir manzarası vardı ve ev oldukça geniş, temiz ve her türlü ihtiyacımızı karşılıyordu. Güzelce yerleşmiş ve manzaranın tadını çıkarıyorduk.

Apartmanın manzarası

Bir sonraki gün geldiğinde tekne gezisi yapmak istemiştik. Tekne gezisi kişi başı 20 € tutacaktı. Teknelere doğru giderken bulduğumuz bir restoranda yemeğimizi yedik. Tekne turu yaklaşık 5 saat sürecek ve birçok yerde durup gezmemize olanak sağlayacaktı.

Uygun bir tekne bulduktan ve yerleştikten sonra tekne turuna başladık. Ohri'nin manzarası tekneden muhteşem gözüküyordu. Oldukça eğleniyorduk. İlk durağa varmadan kaptan tekneyi sürmemize bile izin vermişti. İlk durağa vardığımızda da kaptan bizlere rehberlik yapıyor, girdiğimiz kilisenin anlamını anlatıyordu.

Sonraki durağımız ise Bay of Bones adı verilen antik bir kentti. Bir iskele üzerine kurulu köy ve içerisinde birçok ev barındıran, harabe halinde çok eski binalardı. Etrafı müzeleştirilmiş ve girişi ücretlendirilmişti. İçleri güzelce korunmuş ve oldukça doluydu.

The Bay of Bones müzesi, Ohri

Burayı görmenin yanı sıra burada bulunan birçok Amerikan turist ile de diyaloğa girerek konuşmalar yaptık. Bizimle beraber tekneye binen ve tek başına dünyayı dolaşan grafik tasarımcı Amerikan bir kız ile tanıştık. Sonraki duraklarda da birlikte olacaktık.

Tekne turunun devamında ise Ostrovo adı verilen bir restoranın bulunduğu kısımda durduk. Burada teknemiz 2 saatlik mola verdi. İsteyenler muhteşem göl manzarasına karşı yemek yiyebilir, bir şeyler içebilir veya buradaki alanı gezebilirdi.

Ostrovo restoran girişi

Yemekleri garip bir şekilde şehir merkezinden ucuz olan bu restoran, aynı zamanda çok da lezzetli bir mutfağa sahipti. Burada bir şeyler atıştırdıktan sonra restoranın yukarısında bulunan St. Naum Manasatırına tırmandık. Burada tavus kuşları ve ilk defa gördüğüm beyaz tavuş kuşları bile vardı.

Burada geçirdiğimiz 2 saatin ardından tekne turumuzun sonuna gelmiş ve yaklaşık 40 dakika süren geri dönüş yoluna başlamıştık. Akşam olmaya başladığı için hava da soğumaya başlamıştı. Daha gezeceğimiz birçok yer vardı. Kıyıya ulaşır ulaşmaz gün batımını kaçırmamak için hızlı adımlarla rotamıza devam ettik. Tekne turunda tanıştığımız Amerikalı yeni arkadaşımız da bizimle beraberdi.

Ben, Erasmus arkadaşlarım ve yeni arkadaşımız

Gece çökene kadar birkaç kilise ziyaretinde bulunduk ve manzara izleyebileceğimiz yerlere çıktık. Akşam olunca ise yorgun düşüp evin yolunu tuttuk. Türk olarak vazgeçilmezimiz nezaketimiz olduğu için yeni arkadaşımızı da apartmana davet ettik. Marketten aperitif bir şeyler aldık ve evde masayı hazırlayıp muhabbet eşliğinde atıştırmaya başladık.

Saat biraz daha geç olunca akşam eğlenebileceğimiz bir mekan aramak için sokağa çıktık ve en yüksek müzik sesinin geldiği, insanların eğlendiği bir mekan aramaya başladık. Güzel bir mekan bulduk ve gece yarısına kadar eğlendik. Makedonya'da ve Balkanlar'da geçirdiğimiz en iyi geceydi.

Ertesi gün geldiğinde Samoil's Fortress adı verilen bir kaleye gitmeye karar verdik. Bu kale de bir tepenin üzerine konumlandırılmış tarihi bir kale.

Samoil's Fortress, Ohri

Bu kaleyi de gezdikten sonra Ohri'deki süremizin sonuna gelmiş bulunuyorduk. Plana göre otobüs veya aynı taksiciye ulaşarak tekrar İştip'e dönüp geziyi bitirmek vardı fakat ani bir kararla Manastır şehrine gidip Atatürk'ün eğitim gördüğü Askerî İdadisi'ni ve diğer yerleri ziyaret etmeye karar verdik. Hala vaktimiz olduğu ve Manasatır şehrinde gezebileceğimiz çok bir yer olmadığı için herhangi bir otel bulmakla uğraşmadık, günübirlik, yolüstü gidecektik.

🛕 Manastır

Makedonya'da Bitola olarak bilinen Manastır şehri, ülkenin ikinci en büyük şehri olmasıyla ve Osmanlı subaylarının yetiştirildiği Manastır Askerî İdadisi ile öne çıkıyor. Biz de buraları ziyaret etmek için Ohri'den bindiğimiz otobüsle kısa bir yolculuk sonrası Manastır'a ulaştık.

İlk olarak hedefimiz Askerî İdadiyi bulmaktı. Haritalardan yolumuzu kolayca bulduk ve binaya girdik. Bizi karşılayan resepsiyonist, Türk olduğumuzu anlayınca Atatürk için mi burada olduğumuzu sordu ve herhangi bir şeye dokunmamamız konusunda bizi uyardı. Biz de tamam diyerek devam ettik. İlk olarak -elbette- Atatürk ile ilgili olan kısma girdik. Burada okulun eski yıllarından birçok bilgi, Türkçesi, İngilizcesi ve Makedoncası ile beraber duvarlara asılmıştı. Ekranlarda Atatürk ile ilgili videolar oynuyor, etrafımız Atatürk'ün heykelleri ile çevriliyordu. Büyülü bir ortamdı.

Askerî İdadi girişi

Fazla büyük olmasa da etkileyici derecede çok bilgiyi sunan bu kısım bittikten sonra idadinin diğer kısımlarını da inceledik ve çıktık. Tüm binayı gezmemiz yaklaşık 1 saat sürdü. Buradan çıkınca da bu şehirde de olan eski bir pazara gitme kararı aldık. Buranın yine Türk çoğunlukta olduğunu duymuştuk fakat Pazar günü olduğu için gittiğimizde hiçbir dükkanın açık olmadığını gördük. Yolüstündeyken saat kulesi ve Şirok Sokak adı verilen şehrin en uzun ve kalabalık sokağını ziyaret ettik.

Saat kulesi

The Son

Bu kadar gezi yeter sanırım. Hepimiz Makedonya'ya döndüğümüzde yorgun ve bitkin düşmüştük. Dinlenmemiz ve uzak kaldığımız derslerimize odaklanıp ödevlerimizi bitirmemiz gerekiyordu. Şimdilik sanırım gezilerimiz bu kadar. Peki benim en sevdiğim şehirler nereler oldu?

Her şehrin ayrı bir havası, hepsini sevmenin farklı nedenleri var. Ohri'yi onlarca tarihi yeri, gölü ve tekne gezileri, Tiran'ı kalabalığı, eğlencesi, insanı, Priştina'yı pozitif enerjisi, tatlılığı ve insanının sıcakkanlılığı, Kotor'u muazzam tarihi güzelliği, Manastır'ı ise özellikle Türkler için taşıdığı anlam için seviyorum. Bence şansı olan hepsini ziyaret etmeli ve kendileri görmeli. Burada bahsedemediğim birçok ayrıntıyı zihnimde tutuyorum, bu gönderi benim için bir günlük görevi görecektir, bu günleri unutmak istemiyorum, umarım aklınızdaki bazı sorulara yanıt olmuştur, eğer başka sorunuz varsa yorum bırakabilirsiniz.